|
Ülkemizde futbolun ilk olarak 19. yüzyılın son çeyreğinde
oynanmaya başladığı bilinmektedir. Osmanlı döneminde
Selanik'te yakılan ilk ateş, zamanla Bornova çayırlarına
kadar yayılmıştır.
İlk futbol kulübü ise yine İzmir'de
İngilizler tarafından kurulmuştur. Daha sonra ise İstanbul'a
bulaşan bu güzel salgın, Kadıköy ve Moda çayırlarını
etkisine almasıyla beraber neredeyse tüm kentin ilgisini
çekmeyi başarmıştır.
1897 yılında İzmir'den gelen karmanın
İstanbul karmasıyla karşılaşması, Türk topraklarındaki ilk
futbol maçı olarak tarihe not düşülmüştür.
İlk Türk futbol takımı ise Fuad Hüsnü Bey ile
Reşat Danyal Bey tarafından devrin hafiyelerinden kaçabilmek
adına İngilizce isimle kurulan 'Black Stocking' olmuştur. Bu
takımın Rumlarla Papazın çayırında 1901'de oynadığı maç ise
bir Türk takımının ilk futbol maçı olarak kayıtlara
geçmiştir.
Genelde İstanbul'da yaşayan İngilizlerin başı
çektiği, ayrıca Rumların da katılımıyla genişleyen futbol
sevgisi, arka arkaya futbol kulüplerinin kurulması sonucunu
doğurmuştur.
İngilizlerin ve Rumların ortaklaşa kurduğu
Kadıköy Futbol Kulübü bu anlamda İstanbul'un ilk kulübüdür.
Fakat çıkan anlaşmazlıklar neticesinde İngilizler Moda
Futbol Kulübü'nü kurmuş, ardından Kadıköylü Rumlar, Elpis ve
Imogene kulüplerini kurarak İngilizleri takip etmiştir.
Bunun ardından aynı takımların katılımıyla 1903 yılında
İstanbul Futbol Ligi kurulmuştur. İstanbul'da bir futbol
liginin kurulması, bu coğrafyada futbolun daha da
yaygınlaşacağının ilk işareti olmuştur. Türk gençlerinin de
bu yeni kurulan takımlara olan ilgisi, zamanla 'Biz niye bir
futbol takımı kurmuyoruz'' fikrine dönüşünce ilk resmi
futbol takımımız da ortaya çıkmıştır. 1905'te Mekteb-i
Sultani'nin 10. sınıf öğrencileri, arkadaşları Ali Sami
Yen'in önderliğinde Galatasaray'ı kurmuştur. Galatasaray,
1905-1906 sezonunda İstanbul Ligi'ne katılmış, 1907-1908'de
ise kazandığı ilk şampiyonlukla Türk futbol tarihi için
bambaşka bir başlangıcı müjdelemiştir. Ardından Fenerbahçe
ve Beşiktaş onları takip edince Türk futbolu yeni bir boyuta
doğru ilerlemeye başlamıştır.
Türkiye'de futbolun tam olarak yeşermeye
başladığı periyot 1908-1923 yılları arasıdır.
II. Meşrutiyet sonrası esen özgürlük
havasında yeni takımlar kurulmuş, bu arada Türk takımları da
varlıklarını ciddi bir şekilde teyit ettirmiştir.
İstanbul'un ardından İzmir, Ankara, Eskişehir, Bursa, Adana
ve Trabzon şehirlerinde futbol büyük bir hızla yayılmaya
başlamıştır. Pazar Ligi, Cuma Ligi, İstanbul Türk İdman
Birliği Ligi ve İstanbul Şampiyonluğu Ligi bu dönemin önemli
organizasyonları olmuştur. Daha sonrasında yaşanan
savaşlarla beraber futbol, yaklaşık 11 yıllık bir sekteye
uğramıştır.
Erken Cumhuriyet dönemi, Türkiye'de başka
birçok alanda oldu gibi futbolda da ilk önemli hamlelerin
atıldığı bir dönüşüm süreci olmuştur. Kazanılan zaferin
getirdiği rüzgârla yeni bir ulusun temelleri atılırken,
modernleşme ve dünyanın ileri medeniyetleri seviyesine
erişme emeli bu yeni ulusun ilk hedefidir. Bilim, sanat ve
spor olmak üzere her alanda yeni bir yapılanma ve oluşum söz
konusudur.
Türk sporunun ilk teşkilatı olan Türk İdman
Cemiyetleri İttifakı'nın kurulmasının ardından Yusuf Ziya
Öniş başkanlığında ilk Türk Futbol Federasyonu 1923 yılında
Şehzadebaşı'ndaki Letafet Apartmanı salonunda yapılan
toplantıda 'Futbol Heyet-i Müttehidesi' adıyla kurulmuştur.
Ardından FIFA'ya başvurulmuş ve Türkiye 21 Mayıs 1923
tarihinde FIFA'nın 26. üyesi olmuştur.
FIFA üyesi Türkiye, ilk milli maçını Cumhuriyetin ilanından
üç gün önce oynar. 26 Ekim 1923 tarihinde İstanbul Taksim
Stadı'nda Romanya'yla oynanan bu maç 2-2 sonuçlanmıştır.
Ardından gelen dönemde Milli Takım'ı 1924 Paris
Olimpiyatlar'na hazırlaması için İskoçya?dan Billy Hunter
getirtilmiştir. Hunter, Türk futbolculara çağdaş futbolu
tanıtan ve sistemli bir şekilde çalıştıran ilk teknik adam
olmuştur.
Yine 1924 Paris Olimpiyatları'nda Çekoslovakya'yla oynanan
ve 5-2 kaybedilen maç, kayıtlara Milli Takım'ın
yurtdışındaki ilk maçı olarak geçmiştir.
1936'ya kadar süren bu dönemde ilk Türkiye Şampiyonası
Ankara'da yapılmış ve şampiyon Harbiye olmuştur. 1924'te
FIFA'nın isteğiyle Sovyetler Birliği-Türkiye maçını Hamdi
Emin Çap'ın yönetmesi ise bir Türk hakemin ilk kez bir milli
maçta görev yapması anlamına gelir. İlk kez hakem ve
antrenör kursu açılması da yine bu döneme rastlamış, ilk
deplasmanlı lig kapsamındaki Milli Küme maçları da yine bu
dönemde tertip edilmiştir.
1938 yılında Türk Spor Kurumu'nun kaldırılması ve Beden
Terbiyesi Genel Müdürlüğü'nün Türk sporuna hâkim olmasıyla
beraber futbol da devlet yönetimine geçmiş olur.
Bir sonraki dönem, Türk futbolunun gelişmesinin
devamı diye özetlenebilir. 1952'de profesyonelliğin kabulü,
1954'te Milli Takım'ın İsviçre'de düzenlenen Dünya Kupası'na
ilk kez katılması, yine bu dönemde bazı Türk oyuncuların
yurtdışında top koşturması önemli gelişmelerdir.
Türk Milli Takımı aslında 1950 yılında, tarihinde
ilk defa Dünya Kupası finallerinde mücadele etme hakkını
kazanır. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından, tam 12 yıl sonra
Dünya Kupası'nın yeniden düzenlenmesine karar verilmiştir.
Finaller, savaştan yeni çıkan Avrupa'da değil, sırası gelen
Amerika kıtasında oynanacaktır. FIFA, bu konuda fazla
düşünmez ve Dünya Kupası finallerini düzenlemek için can
atan Brezilya'da karar kılar. Ancak bu karar Türkiye için
ciddi bir darbe olmuştur. Çünkü elemelerde Suriye'yi 7-0
gibi ezici bir üstünlükle mağlup eden Milli Takımımız,
ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullar nedeniyle
dünyanın öbür ucundaki Brezilya'ya gidemeyecektir.
Yine de Dünya Kupası hasretimiz çok uzun sürmez.
1954 Dünya Kupası finalleri İsviçre'de oynanacaktır. Milli
Takımımız elemelerde İspanya ile eşleşir. Bütün dünya gibi
İsviçreliler de İspanya'nın finallere katılacağına o kadar
inanmıştır ki, hatıra eşyalarına İspanyol bayraklarını bile
işlettirmiştir. Milli Takımımız, Madrid'de oynanan ilk maçı
4-1 kaybettiğinde hiç kimse şaşırmaz zaten. Ama bu işin bir
de İstanbul'u vardır. Ay-yıldızlı on birimiz, rövanş maçını
1-0 kazanır. O dönemlerde averaj kuralı uygulanmamaktadır.
İsviçre'deki finallere gidecek takımı belirlemek için
tarafsız sahada üçüncü bir maçın daha oynanması
gerekmektedir. Tarafsız saha ise İtalya'nın başkenti
Roma'dır. 90 dakikanın sonunda skor tabelasına 2-2'lik sonuç
asılmıştır. Dönemin statüsünde uzatmalar ya da penaltılar
yoktur. İsviçre biletini alacak takımı kura atışı
belirleyecektir. Atışı yapacak kişi ise maç sırasında top
toplayıcı olarak görev yapan bir İtalyan çocuğudur. Maçtan
önce Türk futbol tarihine geçeceğinden habersiz olan Franco
isimli çocuk, hakemin ve kaptanların yanına gelir.
Kaptanımız Turgay Şeren "Yazı" demiştir. Franco'nun parayı
havaya fırlatmasıyla küçük metal parçasının yere düşmesi
arasında geçen süre sanki bir asır gibidir. Meraklı gözler
paranın üzerine eğildiğinde, yazı bölümünün Milli Takımımıza
İsviçre yolunu işaret ettiğini görür. Türkiye, tarihinde ilk
defa Dünya Kupası finallerindedir.
Ancak finallerdeki performansımız umulanın çok gerisindedir.
İlk rakibimiz Federal Almanya karşısında 2. dakikada Suat
Mamat'ın attığı golle 1-0 öne geçsek de 14. dakikada
Schaefer, 52. dakikada Klodt, 60. dakikada O.Walter ve 81.
dakikada Morlock'un gollerine engel olamayarak sahadan
4-1'lik yenilgiyle ayrılırız. İkinci maçtaki rakibimiz zayıf
Güney Kore'dir. Suat'ın 10 ve 30, Lefter'in 24, Burhan'ın
37, 64 ve 70, Erol'un da 76. dakikada attığı gollerle Güney
Kore'yi sahaya çıktığına pişman ederiz: 7-0. Bu arada
Almanlar Macaristan'a yenilmiş ve bir kez daha rakibimiz
olmuştur. Ancak Milli Takımımız Almanlar karşısında ilk
karşılaşmadaki kadar bile direnç gösteremez. 22. dakikada
Mustafa ve 82. dakikada Lefter'le bulduğumuz gollere 7.
dakikada O.Walter, 12 ve 79. dakikalarda Schafer, 31, 60 ve
71. dakikalarda Morlock, 62. dakikada da F.Walter'le
karşılık veren Almanlar maçı 7-2 kazanıp ümitlerimizi sona
erdirir.
1950'lerden 1960'lara uzanan sürecin kilometre
taşları, İstanbul, Ankara ve İzmir'de profesyonel futbol
liglerinin kurulması, diğer şehirlerde futbol kulüplerinin
hızla çoğalması, Avrupa kupalarında Galatasaray, Göztepe ve
Fenerbahçe'nin elde ettiği başarılı sonuçlar, ayrıca bazı
kulüplerde oynamaya başlayan yabancı futbolcular olmuştur.
1962 yılında UEFA, Türkiye'nin tam üye olduğunu duyurur.
Yine 1962-63 sezonundan itibaren Avrupa Kupa
Galipleri Kupası'na katılacak takımları belirlemek üzere
Türkiye Futbol Federasyonu 'Türkiye Kupası' organize eder.
Ayrıca 1967 yılında 20. UEFA Genç Milli Takımlar
Şampiyonası Türkiye'de düzenlenir. 70'ler tüm dünyada olduğu
gibi Türkiye'de de önemli bir değişim sürecini getirmiştir.
Bunun en belirginlerinden biri yabancı teknik direktörlerin
Türkiye'de daha fazla boy göstermesidir.
Nitekim önce İngiliz Brian Birch, ardından
Brezilyalı Didi çalıştırdıkları takımlarla Türkiye Ligi'nde
başarılı sonuçlara imza atmışlardır. Aynı tarihler içinde
Milli Takım istikrarsız sonuçlar almaya başlamıştır ve aynı
durum kulüplerimizin Avrupa kupası maçları için de
geçerlidir.
Ayrıca bu dönemde çok sayıda Yugoslav oyuncu da
liglerde top koşturur ki, bu durum neredeyse 90'lı yıllara
kadar devam eder. 70'ler, Türk futbolunda "Anadolu
İhtilali"nin yaşandığı dönemdir aynı zamanda. Trabzonspor,
1974 yılında yükseldiği Türkiye Ligi'nde ikinci sezonunda
şampiyonluğa ulaşmış, çok kısa bir süreçte 6 şampiyonluk
elde ederek futbolun Anadolu'ya yayılmasında da öncü bir rol
üstlenmiştir.
80'li yıllarda değişen yönetim anlayışıyla beraber futbolda
da aynı süreç hüküm sürer. Birkaç münferit başarının yanında
çok kayda değer gelişmeler yaşanmaz. Ama Jupp Derwall'in
Türkiye'ye gelmesi ve Galatasaray'ı sistemli futbol oynayan
bir takım haline getirmesi, bir şeylerin değişeceğinin ilk
göstergelerinden biri olmuştur. Nitekim Galatasaray'ın
Derwall döneminde yardımcılığını yapan Mustafa Denizli
yönetiminde 80'li yılların sonunda Avrupa Şampiyon Kulüpler
Kupası'nda yarı final oynaması her şeyin bambaşka bir bakış
açısıyla değişebileceğinin ilk göstergelerinden biri olur.
Aynı dönemlerde, 1989 yılında devrin Başbakanı Turgut
Özal'ın da desteğiyle Türkiye Futbol Federasyonu
Başkanlığına Şenes Erzik atanmış ve bu da Türk futbolu için
önemli milatlardan biri olmuştur. Erzik'le beraber altyapıya
verilen önem artmış, daha sistematik çalışma şartları
oluşturulmuştur. 90'lar bu anlamda Türk futbolunun atılım ve
devrim yıllarıdır. 1990 yılında Erzik, UEFA Kongresi'nde ilk
Türk temsilci olarak İcra Kurulu üyeliğine getirilirken, iki
önemli komisyonun da Asbaşkanlığına seçilmiştir. Tüm altyapı
yatırımları 1992'de meyvesini vermiş ve A Genç Milli Takım
tarihte ilk defa Avrupa Şampiyonu olmuştur. Bu başarının
tesadüfi olmadığı, sonraki yıllarda elde edilen diğer
sonuçlarla desteklenmiş, gençlerimiz, 1994 ve 2005
yıllarında iki kez daha Avrupa Şampiyonluğu'nu elde etmiştir
1992 yılında Türkiye Futbol Federasyonu özerkliğe
kavuşur. Futboldaki gelişim ve değişim, futbolun sadece bir
spor dalı olmadığını da ortaya çıkartmıştır. Futbolun
yarattığı parasal değerlerin giderek büyümesi ve futbola
olan ilginin yaygınlaşması, lokal federasyonlar nezdinde bu
spor dalının bağımsız bir yapı içerisinde yönetilmesini
zorunlu kılmıştır. 17.6.1992 tarihinde 3813 sayılı Kanunla
Türkiye Futbol Federasyonu özerk hale getirilir. Kanunun 1.
maddesiyle, futbol faaliyetlerini millî ve milletlerarası
kurallara göre yürütmek, teşkilatlandırmak ve Türkiye'yi
futbol konusunda yurt içinde ve yurt dışında temsil etmek
üzere özel hukuk hükümlerine tabi, tüzel kişiliğe sahip,
özerk Türkiye Futbol Federasyonu kurulur. Faaliyete geçtiği
günden beri özerk Futbol Federasyonu, faaliyetlerini büyük
bir başarıyla sürdürür. 1992 yılında seçimle işbaşına gelen
ilk TFF Başkanı da yine Şenes Erzik olmuştur.
Özerkliğin ardından 1996 yılında uygulamaya
konulan Havuz Sistemi ile kulüplerin naklen yayın gelirleri
yüz milyon dolarlarla telaffuz edilen boyutlara
ulaştırılmıştır. İlerleyen yıllarda ise özellikle Milli
Takımımızın elde ettiği başarılar sponsorluk yolunu açmış,
Türkiye Futbol Federasyonu dev anlaşmalarla futbol
ekonomisinde milyonlarca dolarlık bir katma değer
oluşturmuştur. Futbol ekonomisinin önemi kulüpler tarafından
da anlaşılmış, sponsorluk gelirleri bu alanda da devreye
sokulmuştur.
1993 yılı da Türk futbolu için hareketli geçen bir
dönem olmuştur. 16 yaş altı Avrupa Futbol Şampiyonası TFF
tarafından organize edilmiş ve Profesyonel Türkiye
Ligleri'nde Fair Play uygulamasının startı verilmiştir. Yine
aynı sene dopingle mücadele kapsamında başlatılan
çalışmalardan olumlu sonuçlar alınmaya başlanmıştır.
1994 senesinde Viyana'da düzenlenen toplantıda TFF
Başkanı Şenes Erzik, UEFA Asbaşkanlığı'na ve FIFA İcra
Kurulu'na seçilmiştir.
Aynı dönemde ilk kez bir bayan hakemimiz, Lale
Orta, FIFA kokartı takmıştır. Yine aynı süreçte tesisleşme
hamlesi başlatılmış, Beylerbeyi'ndeki Atatürk Eğitim ve
Araştırma Merkezi, Levent'teki TFF Merkez Binası ve
Riva'daki Milli Takımlar Kamp ve Eğitim Tesisleri arka
arkaya tamamlanmıştır. Tesisleşme hamlesi kulüplere de
yayılmış, birçok kulübümüz Futbol Federasyonu'nun ayırdığı
fonlar sayesinde yeni tesislere kavuşmuştur.
İLK KEZ AVRUPA ŞAMPİYONASI FİNALLERİNDEYİZ
1996 yıındal A Milli Takım bir ilki başararak
İngiltere'de düzenlenen Avrupa Futbol Şampiyonası
Finalleri'ne katılmaya hak kazanmıştır.
Fatih Terim yönetiminde 1991'de Akdeniz
Oyunları'nda finale çıkan genç jenerasyon, Türk Futbol
Tarihi'nde milat olmuştur. Fatih Terim, Sepp Piontek'in
yerine Milli Takım?ın başına geçtiğinde, 1991'den itibaren
bir araya getirdiği bu jenerasyonla tarihi bir başarıya imza
atmıştır.
Milli Takımımız, 1996 Avrupa Şampiyonası
elemelerinde İsviçre, İsveç, Macaristan ve İzlanda ile
birlikte 3.Grup'ta yer almıştır. Milli Takımımız 8 maçı 4
galibiyet, 3 beraberlik ve 1 yenilgiyle İsviçre'nin ardından
ikinci sırada tamammış ve İsveç'i ardından bırakıp o günkü
statüye göre 'en iyi ikinciler' arasında yer alarak
İngiltere'deki finallerin yolunu tutmuştur.
Ancak finaller Milli Takımımız ve ülkemiz için bir
hayal kırıklığı olur. Milli Takımımız, oynadığı futbolun
karşılığını alamaz. Nottingham'daki ilk iki maçta
Hırvatistan ve Portekiz'e 1-0, Sheffield'daki son
karşılaşmada ise Danimarka'ya 3-0 yenilen millilerimiz,
grubu gol atamadan, puan alamadan tamamlayarak elenir. Fakat
büyük finallere katılmanın yolu da artık açılmıştır.
1997'de Şenes Erzik'in bırakmasıyla kısa bir süreliğine
Abdullah Kiğılı'nın üstlendiği Futbol Federasyonu
Başkanlığı'na, Aralık ayında Haluk Ulusoy seçilmiştir.
1998'de TFF'nin yurtdışında yaşayan yeni yetenekleri
kazanmak ve keşfetmek amacıyla Almanya'da Avrupa Futbol
Temsilciliği Bürosu hizmete girmiştir. Bu arada TFF Onursal
Başkanı Şenes Erzik, Dublin'deki toplantıda UEFA Yönetim
Kurulu'na girmiş ve FIFA Hakem Komitesi Başkanlığı'na
seçilmiştir.
Haluk Ulusoy başkanlığında girilen 2000'li
yılların ilk dönemi Türk futbolunun en pırıltılı günleri
diye adlandırılabilir. Altyapıya, eğitime ve tesisleşmeye
yapılan yatırımlar sonuçlarını vermeye başlamış hem Milli
Takımımızın hem de kulüp takımlarımızın başarılarıyla
neredeyse kemikleşmiştir.
UEFA KUPASI İLK KEZ TÜRKİYE'DE
Türk futbolunun kulüpler düzeyinde en önemli
uluslararası başarısı 2000 yılında elde edilmiştir. Ligde
1998-99 sezonunu şampiyon olarak tamamlayan Galatasaray, 11
Ağustos 1999'da Rapid Wien'i 3-0 ve 1-0'lık sonuçlarla
yenerek girdiği Şampiyonlar Ligi'nde, Chelsea, Hertha Berlin
ve Milan'ın da yer aldığı gruptan çıkamasa da Milan'ı
ardında bırakarak yoluna UEFA Kupası'nda devam etme hakkını
kazanmıştır. Şampiyonlar Ligi'nden elenmenin hüznü de UEFA
Kupası'nda elde edilen tarihi zaferin başlangıcı olmuştur.
Sırasıyla İtalya'nın Bologna, Almanya'nın Borussia Dortmund,
İspanya'nın Real Mallorca ve İngiltere'nin Leeds United
takımlarını, üstelik oynadığı 8 maçta hiç yenilmeden ve tam
5 kez kazanarak eleyen Galatasaray, finalde bir başka
İngiliz takımı Arsenal'in rakibi olmuştur.
Danimarka'nın Başkenti Kopenhag'daki Parken Stadı,
17 Mayıs 2000 günü Türk futbol tarihine altın harflerle
geçecek bir başarıya evsahipliği yapmaktadır. Taffarel,
Capone, Popescu, Bülent, Okan, Ümit, Hagi, Hakan Ünsal,
Ergün, Arif, Hasan Şaş, Ahmet Yıldırım, Suat ve Hakan
Şükür'den oluşan Fatih Terim'in takımı, normal süresi ve
altın gol uygulaması yapılan uzatma bölümleri 0-0 sona eren
maçın nihayetinde, penaltı atışlarında Arsenal'e 4-1
üstünlük kurarak UEFA Kupası'nın sahibi olmuştur.
28 Ağustos 2000 tarihi de Türk futbolu için önemli kilometre
taşlarından biridir. UEFA Kupası sahibi Galatasaray, o
sezonun Şampiyonlar Ligi şampiyonu Real Madrid'le,
Monaco'nun II. Louis Stadı'nda Süper Kupa için karşı karşıya
gelmiştir. Takımın başında Fatih Terim'in yerine Mircea
Lucescu vardır artık.
Taffarel-Capone (Fatih), Bülent, Popescu, Hakan Ünsal-Ümit,
Okan (Hasan), Suat, Emre-Hagi (Bülent Akın) ve Jardel'den
oluşan Galatasaray takımı 1-1'lik beraberlikle uzatmaya
giden maçı 2-1 kazanarak Süper Kupa'yı da Türkiye'ye
getirmiştir. Galatasaray'a ve Türk futboluna bu tarihi
zaferi kazandıran golleri 41 ve 103. dakikalarda Jardel
kaydederken, Real Madrid'e 79. dakikada Raul'ün attığı gol
yetmemiştir.
Türk futbolunun Galatasaray'la elde ettiği bu iki
tarihi başarının arasında Milli Takımımızın 2000 Avrupa
Futbol Şampiyonası'nda çeyrek final oynaması yer almıştır.
Mustafa Denizli yönetiminde, Hollanda ve Belçika'nın
ortaklaşa düzenlediği 2000 Avrupa Şampiyonası finallerinin
yolunu tutan Milli Takımımız, İtalya, evsahibi Belçika ve
İsveç'le birlikte B Grubu'nda yer almıştır.
Arnhem'deki 2-1'lik İtalya yenilgisi ile turnuvaya
kötü bir başlangıç yapan Milli Takımımız, Eindhoven'da
İsveç'le 0-0 berabere kaldıktan sonra grubun finali
niteliğindeki karşılaşmada evsahibi Belçika'yı Brüksel'de
2-0 yenmeyi başarmıştır. Bu galibiyet, ay-yıldızlı ekibimize
İtalya'nın arkasından grup ikinciliğini ve futbol
tarihimizde bir ilk olan çeyrek finali getirmiştir. Ancak
Amsterdam'da oynanan maçta Portekiz karşısında uğranılan
2-0'lık yenilgi, Milli Takımımızın daha ilerilere gitmesini
engellemiştir.
Ülkemize Avrupa Şampiyonası'nda ilk çeyrek finali
yaşatan Milli Takımımız şu oyunculardan oluşmuştur: Rüştü
Reçber, Ogün Temizkanoğlu, Alpay Özalan, Abdullah Ercan,
Tayfun Korkut (Fenerbahçe), Fatih Akyel, Hakan Ünsal, Okan
Buruk, Ümit Davala, Suat Kaya, Ergün Penbe, Sergen Yalçın,
Arif Erdem, Hakan Şükür (Galatasaray), Fevzi Tuncay, Tayfur
Havutçu, Ayhan Akman (Beşiktaş), Ömer Çatkıç, Oktay
Derelioğlu (Gaziantepspor), Osman Özköylü (Trabzonspor),
Tugay Kerimoğlu (Glasgow Rangers), Mustafa İzzet (Leicester
City)
Türk futbolunun zirve yaptığı tarih 2002'nin yaz
mevsimidir. Ancak bu tarihin yaklaşık 2 yıl öncesine gidip
Japonya ve Güney Kore'nin ortaklaşa düzenleyeceği Dünya
Kupası'nın elemelerinden başlamak gerekir maceraya. Milli
Takımımız, Avrupa elemelerinin 4.Grubu'nda İsveç, Slovakya,
Makedonya, Moldova ve Azerbaycan'la mücadele etmiştir. 10
maçın sonunda alınan 6 galibiyet, 3 beraberlik ve 1 yenilgi,
İsveç'i geçmeye yetmez. İstanbul'da İsveç'le oynanan maç 2-1
kaybedilince Kuzeyliler grup birincisi olarak Uzakdoğu'nun
yolunu tutar, bize de Avusturya ile baraj maçı oynamak
kalır.
Şenol Güneş yönetimindeki Milli Takımımız da ilk ciddi
patlamasını işte bu baraj maçlarında yapmıştır. Viyana'da
oynanan ilk maçı Okan'ın golüyle 1-0 kazanarak Türkiye'ye
avantajlı bir skorla dönen ay-yıldızlı ekibimiz, Ali Sami
Yen Stadı'ndaki rövanşa bu rahatlıkla çıkar ve tarihi bir
skorla galip gelerek tarihi bir sonuç elde eder. Yıldıray
Baştürk'ün 21, Hakan Şükür'ün 30, Okan Buruk'un 45, Arif
Erdem'in de 69 ve 84. dakikalarda attığı goller, Milli
Takımımıza 5-0'lık galibiyetin yanı sıra tam 48 yıllık
aradan sonra Dünya Kupası finallerine katılma hakkını da
getirmiştir. Ama tarihin yazacağı gerçek zafer için biraz
daha beklemek gerekmektedir.
Teknik Direktör Şenol Güneş, Japonya-Güney Kore
yolculuğuna Rüştü Reçber, Fatih Akyel, Ümit Özat, Abdullah
Ercan (Fenerbahçe), Bülent Korkmaz, Emre Aşık, Arif Erdem,
Hasan Şaş (Galatasaray), Tayfur Havutçu, İlhan Mansız
(Beşiktaş), Emre Belözoğlu, Okan Buruk (İnter), Tugay
Kerimoğlu, Hakan Ünsal (Blackburn Rovers) Hakan Şükür
(Parma), Ümit Davala (Milan), Alpay Özalan (Aston Villa),
Yıldıray Baştürk (Bayer Leverkusen), Mustafa İzzet
(Leicester City), Nihat Kahveci (Real Sociedad), Ömer Çatkıç
(Gaziantepspor) ve Zafer Özgültekin'den (Ankaragücü) oluşan
kadroyu götürmüştür.
C Grubu'nda Brezilya, Kosta Rika ve Çin'le
birlikte yer alan Milli Takımımızın ilk rakibi, turnuvanın
sonunda kupayı kaldıracak olan Brezilya'dır. Ulsan'da 3
Haziran'da oynanan maçta Hasan Şaş'ın golüyle öne geçen
Milli Takımımız, 50. dakikada Ronaldo ve 87. dakikada
penaltıdan Rivaldo'nun attığı gollere engel olamayınca
sahadan 2-1'lik yenilgiyle ayrılır.
9 Haziran'daki rakibimiz Kosta Rika'dır ve maç
Incheon'da oynanmaktadır. 56. dakikada Emre Belözoğlu'nun
golüyle öne geçen Milli Takımımız, 86. dakikada Wilson
Parks'tan yediği golle 1-1'lik sonuca razı olur. Artık her
şey Çin'le oynanacak son maça kalmıştır. Üstelik averaj
hesaplarının yapıldığı grupta Brezilya'nın da Kosta Rika'yı
farklı bir skorla yenmesi gerekmektedir. 13 Haziran'da
Seul'de Çin'i 6. dakikada Hasan Şaş, 9. dakikada Bülent
Korkmaz ve 85. dakikada Ümit Davala'nın golleriyle 3-0 yenen
Milli Takımımız, Brezilya'nın da Kosta Rika'yı 5-2 mağlup
etmesiyle, averajla da olsa bir üst tura yükselmeyi başarır.
İkinci turdaki rakibimiz, evsahibi takımlardan
Japonya'dır. Milli Takımımız için de Güney Kore'den
Japonya'ya geçmenin zamanı gelmiştir. 18 Haziran'da
Miyagi'de oynanacak maçtaki rakibimiz Japonya, H Grubu'nda
Belçika, Rusya ve Tunus'la yaptığı mücadeleden 7 puanla
namağlup lider çıkmıştır. Ancak buraya kadardır işte. 12.
dakikada Ümit Davala'nın attığı gol Japonların işini bitirip
Milli Takımımıza çeyrek finalin kapısını açmıştır.
Yeni rakibimiz Senegal, Fransa'yı yenmiş,
Danimarka ile Uruguay'ın da bulunduğu gruptan ikinci sırada
çıktıktan sonra İsveç'i elemiş sürpriz bir ekiptir. Milli
Takımımız, Osaka'da son derece keyifli ve heyecanlı bir 90
dakikanın golsüz sona ermesinin ardından uzatmaya giden
karşılaşmayı 94. dakikada İlhan Mansız'ın attığı golle 1-0
kazanır. Türkiye yarı finaldedir artık ve rakibimiz grup
maçında 2-1 yenildiğimiz Brezilya'dır.
Millilerimiz 26 Haziran'da Saitama'da sambacılarla başabaş
bir futbol oynamasına rağmen 49. dakikada Ronaldo'nun golüne
engel olamaz ve final şansını kaybeder. Yeni hedef dünya
üçüncülüğüdür bundan böyle. Ve rakip de bir başka evsahibi
Güney Kore'dir.
Japonya'dan Güney Kore'ye dönen Milli Takımımız,
29 Haziran'da Deagu'da Güney Kore'nin karşısına çıkar.
Tribünler tamamen evsahibi takım taraftarlarının
işgalindedir doğal olarak. Dünya Kupası tarihi zevksiz ve
keyifsiz üçüncülük maçlarıyla doludur ama bu kez öyle
olmayacaktır. Bir takımın evsahibi, diğerinin ise başarıya
bu denli aç oluşu ortaya final gibi bir müsabaka çıkartır.
Milli Takımımız, Hakan Şükür'ün Dünya Kupası tarihinin en
erken atılan golüyle öne geçer. 9. dakikada Lee Yong'un
golüyle ümitlenen Korelilere, millilerimiz İlhan Mansız'ın
13 ve 32. dakikadaki golleriyle bitirici karşılığı verir.
Güney Kore'nin uzatmalarda Song Chong Gug'la attığı gol
sadece skor tabelasını zenginleştirir. 3-2'lik skor Milli
Takımımızın dünya üçüncülüğünün teyididir.
Ama Türkiye Uzakdoğu'da sadece dünya üçüncülüğünü elde
etmekle kalmaz. Deagu'da, kendi evinde kaybetmenin
üzüntüsüyle gözyaşlarına boğulan Güney Korelilerin
ellerinden tutup tribünleri hep birlikte selamlayan ve
kazandıkları zaferi paylaşma büyüklüğünü gösteren
futbolcularımız, Fair Play ödülünün de sahibi olmuştur.
2002 Dünya Kupası'nda elde edilen üçüncülüğün
sağlaması Fransa'da düzenlenen Konfederasyon Kupası'nda
yapılmıştır. Bu organizasyona, Dünya Şampiyonu ve finalisti
ile kıta şampiyonu milli takımlar davetlidir. Dünya Kupası
finalisti Almanya'nın turnuvaya katılmayacağını
açıklamasının ardından dünya üçüncüsü Türkiye'ye davetiye
çıkartılır. Milli Takımımız B Grubu'nda Dünya Şampiyonu
Brezilya, Afrika Şampiyonu Kamerun ve CONCACAF Şampiyonu ABD
ile eşleşmiştir.
Şenol Güneş yönetimindeki takımımız ilk maçını 19
Haziran günü ABD ile oynar. Saint Etienne kentindeki
Geoffroy Guichard Stadı'ndaki karşılaşmada Beasley'nin 36.
dakikada attığı golle 1-0 geriye düşen takımımız, 39.
dakikada Okan Yılmaz'ın penaltıdan verdiği karşılıkla
eşitliği yakalar, 70. dakikada da Tuncay Şanlı'nın golüyle
2-1'lik galibiyete ulaşır.
Ancak 21 Haziran günü Paris'teki Stade de
France'da oynanan Kamerun karşılaşmasında şansımız bu kadar
yaver gitmez. Başabaş geçen karşılaşmanın 90. dakikasında
Geremi'nin penaltıdan attığı gol Kamerun'a 1-0'lık
galibiyeti getirir.
Gruptaki son maçımız Brezilya ile oynanacaktır ve
şimdi hesap zamanıdır. 23 Haziran'da Saint Etienne'de bir
kez daha Geoffroy Guichard Stadı'nın çimlerine çıkar Milli
Takımımız. Brezilya'ya averaj üstünlüğümüz vardır ve bu
karşılaşmadan alacağımız bir beraberlik yarı finale
yükselmemize yetecektir.
23. dakikada Brezilya Adriano'nun golüyle öne
geçer. Ancak bu kez karşısında daha dirençli ve kazanmaya
istekli bir Türkiye vardır. Dünya üçüncülüğünün getirdiği
güvenle perçinlenen mücadele gücü, Milli Takımımıza 53.
dakikada Gökdeniz Karadeniz ve 81. dakikada Okan Yılmaz'la
2-1'lik üstünlüğü getirir. Brezilya 90+3'te Fenerbahçeli
Alex'le beraberlik golünü bulur ama tabeladaki 2-2, Milli
Takımımızın yarı final yolunu kapatacak bir skor değildir.
Yarı finalde Milli Takımımızın karşısında 1998'in
Dünya, 2000'in Avrupa Şampiyonu Fransa vardır. 2002 Dünya
Kupası'nda hayal kırıklığına uğrayan Fransızlar, evsahibi
oldukları turnuvada kendilerini affettirmek niyetindedir.
Paris'teki Stade de France'da oynanan maça bu hırsla
başlarlar. 11. dakikada Thierry Henry, 26. dakikada Robert
Pires'in golleriyle 2-0 öne geçerler. Milli Takımımız
Gökdeniz Karadeniz'in 42. dakikada verdiği karşılıkla farkı
bire indirse de 43. dakikada Sylvian Wiltord ilk yarının
skorunu 3-1 olarak belirler. İkinci yarıda ise sahada
bambaşka bir Türk Milli Takımı vardır. 48. dakika Tuncay'ın
golü skoru 3-2'ye getirir ama sonrasında kurduğumuz baskı
sonuç vermez. Milli Takımımız yine üçüncülük maçı
oynayacaktır ve rakip, Kamerun'a 1-0 yenilen Kolombiya'dır.
28 Haziran'da artık "uğurlu stadımız" haline gelen
Saint Etienne'deki Geoffroy Guichard'da karşılaşırız
Kolombiya'yla. Son derece keyifli geçen maçı Milli Takımımız
2. dakikada Tuncay, 86. dakikada da Okan Yılmaz'ın
golleriyle 2-1 kazanarak Konfederasyon Kupası'nın üçüncüsü
olur.
Türkiye'ye bu onuru yaşatan kadroda Bülent
Korkmaz, Ergün Penbe, Volkan Arslan (Galatasaray), Rüştü
Reçber, Fatih Akyel, Tuncay Şanlı (Fenerbahçe), Ahmet
Yıldırım, İbrahim Üzülmez (Beşiktaş), Deniz Barış (Gençlerbirliği),
Ömer Çatkıç, İbrahim Toraman (Gaziantepspor), Gökdeniz
Karadeniz (Trabzonspor), Servet Çetin (Denizlispor), Murat
Şahin, Necati Ateş (Adanaspor), Okan Yılmaz (Bursaspor),
Hüseyin Kartal (Ankaragücü), Selçuk Şahin (İstanbulspor),
Alpay Özalan (Aston Villa), Yıldıray Baştürk (Bayer
Leverkusen), Tayfun Korkut, Nihat Kahveci (Real Sociedad) ve
Fatih Sonkaya (Roda JC Kerkrade) bulunmaktadır.
YENİ BİR SAYFA
2004 Avrupa Şampiyonası ve 2006 Dünya Kupası finallerine
katılma şansını kaybeden Türkiye, 2008 Avrupa Şampiyonası
öncesi yeni bir sayfa açmıştır. Artık Türk vatandaşı olan
yabancı futbolcuların önünde Türk Milli Takımı?nda oynama
şansı bulunmaktadır. Bunun ilk örneği ise Fenerbahçe?nin
Brezilyalı futbolcusu Marco Aurelio olmuştur. Türk
vatandaşlığına geçerek Mehmet ismini alan Aurelio, Milli
Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim tarafından ilk olarak
Lüksemburg?la oynanan hazırlık maçında kadroya alınmıştır.
2008 Avrupa Şampiyonası finallerine katılmayı ana hedef
olarak seçen Türk Milli Takımı, bu amaç doğrultusunda
çalışmalarını ve iddiasını sürdürmektedir. |